BİLMEK AMA ANLATAMAMAK

BİLMEK AMA ANLATAMAMAK

Bir konuyu anlatıyorsunuz ama anlaşılamıyorsunuz. Sizden kaynaklanan sorunlar olabilir. Uygun iletişim biçimlerini kullanmıyor olabilirsiniz. Karşıdan kaynaklanan sorunlar olabilir.

Bu yazıda karşıdan kaynaklanan sorunlardan bahsedeceğim.

1-Karşıdaki kişinin algı düzeyi çok düşük olup sizin anlattıklarınız onun alıştığı kalıplardan farklı olabilir.

İlla odunum hikâyesi bu konuyu anlatan tipik örnektir.
Adam sürekli ormandan odun keser, eşeğe yükler, kasabaya götürüp satar. Yıllardır aynı işi yapmıştır.


Bir gün eşekle kasabaya odun taşırken yol üzerinde hastaneye gitmek isteyen ama aracı olmayan biri oduncuya der ki “Sen bu odunu kasabaya kadar götürüp kaça satacaksın.” “20 akçeye” der, oduncu. Bu kez hasta adam “Odunlarını ben satın alıyorum. 20 akçeni ödeyeceğim. Sen odunları boşalt beni kasabaya götür” Oduncu “Odunlar burada ne olacak?” der. Hasta adam “odunların parasını sen alacaksın. Odunlar burada dursun” demesine rağmen oduncu ikna olmaz. “Tamam, da odunlar ne olacak?” der.

2-Kişi anlar ama başka kaygılarla anladığını açık edemez. Bu kişiye ne kadar anlatsanız da içindeki kaygıyı öğrenemediğiniz sürece anlaşıldığınızdan emin olamazsınız.

Sağlık Meslek Lisesinde okurken tarih dersinde ismi Mehmet olan arkadaşımız “Ben bu konuyu on kere okudum yine de anlamadım, hocam” dedi. Hoca “Anlayarak okumuyorsun demek ki. Bak şimdi ben anlatacağım, anlayacaksın” dedi. Başladı ağır ağır anlatmaya, sonunda “anladın mı?” diye sordu. Mehmet “Anlamamışım hocam” dedi. Hoca “Belki ben anlatamadım, çalışkan bir arkadaşımız anlatsın” dedi. Bir kişi daha anlattıktan sonra yine sordu. Mehmet yine “anlamamışım” dedi. Hoca sinirlendi. “Anlamadıysan anlamadın, beynine zorla zerk mi edeceğim?” dedi. Ben anlaşılamayan bir şey olmayacağını düşünerek teneffüste “Gerçekten anlamadın mı? Bir de ben anlatayım” deyince bana, Mehmet“Anlamışım anlamışım ama anladım desem kalk bir de sen anlat diyecek” dedi.

3-Anladığını söyler ama henüz anlayamamıştır. Öğretmenlik yapanlar bilir. Anladığını bildirerek, anlamadığını ortaya koyan bir soru soranlar olur.

Öğretmen tekerlerin nasıl döndüğünü anlatıyor. Bujilerin ateşlemesinden başlayıp, dişlilerin nasıl çalıştığını, anlatarak tekerin dönüşüne kadar olan aşamaları tek tek izah ediyor. Sonunda sınıfa soruyor. Anladınız mı?” Öğrencinin biri kalkıp “Anladım anladım da hocam bu teker nasıl dönüyor?”

4-Mesleki kalıplar insanın algısını sınırladığından söyledikleriniz anlaşılmayabilir.

Temel ile Dursun tavuk çiftliği açmışlar. Çiftlik olunca tavukları da ekilip dikilen bir şey olarak algılayıp civcivleri baş aşağı toprağa dikiyorlar civcivler ölüyor. Sonra ayaklarından gömüyorlar yine ölüyor. Bu kez ziraat mühendisi hemşerilerine “civcivleri hem ayaklarından hem başlarından gömdükleri halde yetişmediğini” söylüyorlar. Ziraat mühendisi, “Siz topraktan bir numune gönderin, analiz yaptıralım, sonucuna göre hareket ederiz” diyor.

5-Hırs ve istek aklın önüne geçmişse sözler doğru algılanmayabilir.


Lidya kralı Croesus, Delphi kâhinine gidip soruyor. "Perslerle savaşayım mı ey kâhin ?" Kâhinin cevabı kısa ve net "Eğer bunu yaparsan büyük bir imparatorluğu mahvedeceksin."

Croesus çökecek olan imparatorluğun Pers krallığı olduğunu düşünüp taklalar atarak savaşa giriyor bozguna uğruyor ve kendi krallığı çöküyor.

Cresus bu savaş için o kadar istekli ki, kâhin ne derse desin istediği doğrultuda algılamaya eğilimlidir.

6-Siz derin konuşuyorsanız ama karşıdaki satıhlarda dolaşıyorsa sizi anlamaz.

Adanalı şair Hayrettin Efendi’nin başyazı olabilecek yazısını derginin ortalarında görenler şaire “Nasıl olur?” gibilerinden sormuşlar. O da şu cevabı vermiş:
“Biz onlara başlarına koysunlar diye bir sarık gönderdik. Onlar kuşak zannedip bellerine dolamışlar.”



7-Bazı insanlar kötümserdir. Siz ne derseniz deyin, onu kötü bir anlama dönüştürürler. Anlatmakta çaresiz kalırsınız.

Zülfiyare dokunmak deyiminin hikayesini bilirsiniz.

Genç sevdiğine iltifat etmek istemiş “Ne güzel, ipek gibi saçların var.” Sevdiği kız “Ne yani, sen benim saçlarımı ipek gibi ruhsuz cansız bir nesneye mi benzetiyorsun” demiş. Bu arada rüzgar esmiş. Genç iltifatına devam etmiş, “Saçların rüzgardaki buğday başakları gibi dalgalı ve hoş” deyince kız. “Ne yani, sen saçlarımı taramadığımı mı ve dağınık olduğunu mu ima ediyorsun?” demiş. Bu kez genç “Ne desem zülfi yare dokunuyor” demiş.

8-Kalıplaşmış yanlış bilgiler de anlaşılmayı önler.

Beden dili konusunda bir seminere katılmıştım. Semineri veren kişi kadınların kollarını çapraz bir şekilde tutarak göğüslerinin üstünde tutmalarını iletişime kapalı olduklarının göstergesi olarak anlatıyordu. Ben “sağlıkçı olduğumu, kadınların bu şekilde yapmalarının soğuktan korunma güdüsüne dayandığını, çünkü kadınların önce göğüsten, erkeklerin ise önce testislerden donmaya başladığını, soğuk durumunda içgüdüsel olarak bu bölgelerin korunduğunu” anlattım. Semineri veren kişi ilginç dedi bende bu zamana kadar bu davranışı hep iletişime kapalı olarak görüyordum.

9-Karşı tarafın mizah algısı düşük düzeyde ise mizahi konuşmalarda anlaşılamayabilirsiniz. Belki de tekrar tekrar anlaşılması için zorlamak gerek. Ben bazı gruplarda bu zorluğu yaşıyorum. Bazen bir yaptığım espri havada kalıyor. Televizyondaki gibi hatırlatan, fonda gülme sesleri gelmeyince gülmeye cesaret edemiyorlar.

İsmail Dümbüllü’yü izleyerek Tuluat Tiyatrosu hakkında notlar alıyormuş. İlk akşam, oyunda bir sahnede, Dümbüllü’ye soruyorlar “Ne hakla?” Dümbüllü, “35’ ebakla” diyor, seyirci gülmekten kırılıyor.

Erbulak not alıyor. “Anında tepki alabilmek için anında cevap üretmek lazım”
Ertesi gün aynı oyun, aynı sahne, adam soruyor. “Ne hakla?” Dümbüllü “Efemdim?” diyor. Arakasından iki kez “Efendim, Efendim” diyor. Üçüncüde “35’ e bakla” diyor. Seyirci gülmekten kırılıyor.

Altan Erbulak bu konuyu Dümbüllüye soruyor. “Üstad, neden birinci gün bir kerede cevap verdiniz de, diğer gece üç kere tekrar ettiniz ve aynı tepkiyi aldınız.”

Dümbüllü gülümseyerek açıklıyor. “Birinci gece seyirci canavar gibiydi. Pası atıyorsunuz alıyor. Bu akşamki seyirci biraz anguttu, üç kere tekrar etmeyince anlamıyordu. Bende bundan dolayı üç kere tekrar ettim. Bunun için insanların yüzüne baktım. İnsan yüzü size, bir şeyi kaç kere tekrar edeceğinizi kendisi söyleyecektir.

10-Kültürel kalıplar anlaşılmayı önleyebilir.

Kasabanın birine bir komedi ekibi gidiyor. Oyunun gösteriminde ne alkış ne gülme hiçbir tepki almıyorlar. Oyun boyunca espriler havada kalıyor. Oyuncuların moralleri bozuluyor. Oyun bitince bir alkış bir kahkaha bir tezahürat başlıyor. Şaşıran oyunculardan başrol oyuncusu sahneden inip ön sıradaki adama soruyor. “O kadar komiklik yaptık gülmediniz de şimdi neden kahkaha atıyorsunuz?” Adam büyük bir ciddiyetle cevap veriyor. “Valla ben hemşerilerime tembihledim. Bak bunlar şehirli, bunların her yaptıklarına gülüp patavatsızlık yapmayın. Köylülüğünüzü belli etmeyin. Ben işaret verirsen o zaman gülersiniz. Oyun bitince ben işaret verdim, hemşerilerim de gülmeye başladılar.”

11-Bilgisizlik nedeniyle karşı taraftan anlaşılmayabilirsiniz.

12 Eylül 1980 öncesinde sağ sol kavgalarının olduğu dönemde, polis birini sorguluyor. “Sen komünistsin” Genç “Hayır abi, valla ben antikomünistim” diyor. Polis, “Olsun neticede komünist değil misin, antisini mantisini anlamam. Tüm çeşitleriniz aynıdır sizin” diyor.

Karşı taraftan anlaşılmama nedenleri saydıklarımla sınırlı değildir, daha fazladır.
İletişim kurarken karşı tarafın anlaması ve algılamasına dikkat etmek gerekir.
 
Durdu GÜNEŞ
on 10 Nisan 2013
Gösterim: 5653

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır