İTAAT - İSYAN- İSTİŞARE KÜLTÜRÜ

Toplumların demokratik gelişmesinde “itaat” ve “isyan” kavramlarının tezahür şeklinin çok önemi bulunmaktadır. Burada itaat dan  kastımız tabi olduğumuz egemen güçten gelen emir, yasak ve talimatlara  sorgulama ve değerlendirme ihtiyacı duymadan şartsız bir şekilde uymaktır. İsyan ise yine yanında yer aldığımız grup, lider vs emir ve talimatı ile sorgulama gereği hissetmeden reddetmedir. Üzülerek görmekteyiz ki toplumumuz hatta   kurumlarımız hep bu iki kavrama mahkum olmuş insanların çatışması ile geçmektedir.  İnsanlar  doğrunun , iyinin ve güzelin ne olduğunu ortaya koymaktan ziyade  tüm enerjisini yer aldığı kültürün egemen olması için   harcamaktadır. Bunun sonucu “Çatışma Kültürü” ortaya çıkmaktadır.

Allah insanları yaratırken akıl ve irade vermiştir. Aklı ile doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi iradesi ile de insanların özgürce hareket etmesi sağlanmıştır.  İnsanların diğer canlılardan (hayvanlardan) ayrıldığı en önemli özelliği de budur. Allah Kutsal Kitabında doğruyu ve yanlışı göstermiş ve bunlara uyup uymamada insanları akıl ve iradesi ile baş başa bırakarak özgürce karar alma ve uygulama yeteneği vermiştir. Gel gör ki Yaratıcı yarattığı insanlara bu özgürlüğü tanırken insan ne kendine ne de bir diğerine  bu özgürlüğü çok görmektedir. Maalesef  akıl ve irade ile hareket etme özgürlüğü tanımayan  baskıcı ve  ceberut bir anlayışla, sorgulamadan , yanlışını doğrusunu değerlendirmeden her konuda taraftar mantığı ile şartsız itaat ve isyan kültürünü benimsemiş durumdayız.

Kendi düşüncesini söyleyebilen , kendi iradesini ortaya koymaya çalışan ve bu doğrultuda hareket eden kişiler maalesef pek istenmemekte kabul görmemektedir. İtaat yada isyan kültüründen birini benimsemeyen  insanlar çoğu zaman öteki konumunda tutulmuştur.

Oysa itaat ve isyan kültürü yerine istişare kültürünü benimsememiz gerektiğini düşünmekteyim. İnsanların düşüncelerini açıkladığında hangi sonuçlarla karşılaşacakları korkusu yaşamadan düşüncesini özgürce ifade ederek gerçek doğruya ve ortak akıla ulaşmayı sağlamalıdırlar.  Diğer bir açıdan insanların kendilerini ifade edebilmesi için illaki bir kalıba girmesi istenmemelidir. Her kalıbın artı ve eksilerini ifade ederek her kalıbın iyilerini alabilme kötü taraflarını tenkit etme erdemini birbirimize çok görmemeliyiz. 

İnsanların arasında kalın çizgiler çizerek , yıkılmayacak duvarlar örerek bir diğerini ötekileştirerek varılacak doğru bir sonuç yoktur. Adı çok sesli olan ancak büyük şefin çubuğunun hareketine bakarak aynı nakaratla yetinen topluluğun  nereye kadar varabileceğini iyi etüt etmekte fayda vardır. 

Fikir ve ideoloji dediğimiz insanların düşünsel ayrımlarında kendilerine dayatılan kaç düşünceyi kendi mantık ve bilgi silsilesinden geçirerek kabul veya reddetme iradesi gösterebildiği iyi düşünülmesi gerekir. Bir başka deyişle mensubu olduğunu kabul ettiği ideoloji, grup, siyasi parti, cemaat ve topluluğu yöneten kişilerin hangi fikir ve eylemlerini ne kadar değerlendirebiliyoruz, eksi ve artılarını ne kadar ifade edebiliyoruz noktasından hareketle aklımızı ve irademizi ne kadar kullandığımızı anlayabiliriz.

Sonuç olarak;  Başımızı kaldırarak karşımızda ki insanların gözünün içine bakarak, körü körüne kabul ettiğimiz itaat ve isyan kültürünü terk ederek, aklı ve irademizi özgürce kullanarak ve aramızda oluşturulan duvarları yıkarak istişare ve ortak akıl kültürünü oluşturmamız geleceğimiz için daha iyi olacaktır.12.08.2014

Hüseyin Tuztaş

on 12 Ağustos 2014
Gösterim: 2380

Yorumlar  

#1 ihtiyarseyyah 21-08-2014 13:05
İstişare için birden fazla kişi gereklidir.Bu birden fazla kişinin her biri diğerinden farklıdır.Kimi zengindir,kimi bilgedir,kimi güçlüdür,kimi bilgindir.Eşitler arasında zaten istişareye gerek olmadığına göre farklılığı baskın çıkanın fikri de baskın çıkacaktır ve karar belirleyici olacaktır.
İnancıımıza göre istişare ise
Bir bilmeyenin
Bir bilenden fikir sorması
Akıl danışmasıdır.
Arzederim efendim
Hürmetle ve muhabbetle.
#2 htuztas 28-08-2014 20:28
Sayın ihtiyar seyyah düşüncelerinize saygım sonsuz..

İstişare akıllı adamların biraraya gelerek neyin daha doğru olduğuna birlikte karar vererek alınan kararın arkasında durulmasını gerektirir.

Akıl alma ise aklını kullanamayan iradesine sahip olmayanların akıllı zannettikleri kişilerin talimatları ile hareket etmedir.

Benimde acizane insanların "akıl ve irade" nimetinden de insanların diğer nimetler gibi faydalanmayı bilmesidir.. Saygı ve sevgilerimle..:)

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır