Medya Nerede?

Yıllardır sürekli tartışılan bir konudur basın özgürlüğü. Şimdilerde artık medya özgürlüğü olarak adlandırılması kanımca daha doğru olur. Medyanın bir güç olarak yerini alması ile birlikte medya özgürlüğü de daha bir anlam taşır oldu.

Medya özgürlüğü, gazete ve televizyonlarda görev alan insanların üzerlerinde hiçbir baskı hissetmeden görevlerini yapabilmeleridir. Medya özgürlüğü günümüzde artık bir zorunluluktur. Baskı altında olan bir medyadan objektiflik, doğru yazı ve haber beklemek mümkün değildir.  Bu durumda medyanın kendisi toplumun diğer kesimlerine baskı aracı olmaktan öte gidemeyecektir.

Medyanın özgürlüğü medyanın yansız ve objektif haber yansıtma imkanını sağlamaya yöneliktir. Medya özgürlüğü yanında medyanın objektifliği de o derece önemli ve kıymetlidir. Özgürlük ve objektiflik bitişik ikizler gibidir. Birisini çekip aldığında diğerinin varlığının bir önemi olmayacaktır. Burada özellikle tarafsızlık yerine objektiflik kavramını kullanıyorum. Çünkü medyadan, örneğin yargıda ki gibi bir tarafsızlığı beklemek mümkün değildir. Bu medyanın doğasına da aykırıdır. İster istemez gazete ve televizyonları ellerinde bulunduranlar kendi düşünce tarzlarını yansıtacaklardır. Kanımca bu son derece olağandır. Bu düşünce tarzları köşe yazılarına , televizyonlarda açık oturumlara ve haberin seçimi konusunda kendini gösterecektir. Ancak medyadan beklenen gündeme getirdiği haberi doğru ve objektif sunmasıdır. İşte tam burada medyada haberciliği ile köşe yazarlığı kavramını ayrı ayrı değerlendirmekte fayda vardır. Haber medyacılığında haber yapılan somut olayların izleyici yada okuyucuya doğru bir şekilde ulaşmasını sağlamak medyanın ahlaki durumu ile doğrudan ilişkilidir. Doğru haber bir zorunluluktur. İstediğiniz haberi manşet yapabilirsiniz. İstediğiniz olayı gündemin ilk maddesi haline getirebilirsiniz. Bu özgürlüğün bir sonucu olup kimse bu tercihi yadırgayamaz. Ancak gündeme getirilen olayları ve haberleri çarpıtmak , insanları yanıltmak ve yönlendirmek medya ahlakı ile bağdaşmayacaktır. İşte bundan dolayı medyanın objektifliğinin önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

Medya özgürlüğünün sağlanması ile medyada var olan gücün kullanılmasında bir sınırlandırma olup olmayacağı tartışılmalıdır. Madem medya tek başına büyük bir güç bu gücün kontrol altında tutulması gereklimidir?. Hani bir söz vardır. “Kontrolsüz güç güç değildir” diye. Kontrolsüz güç başkalarının hürriyet ve yaşam alanlarını tehdit ettiği anda artık tehlike kendiliğinden doğmuş demektir. Düşünün ki gerek siyasal gerek kişisel hedefleri doğrultusunda medyanın pervasızca kullanılması sonucu haberlerin çarpıtıldığı hatta rakipler aleyhine yalan haber üretildiği, medyanın gücünü kişilerin sır alanlarını ifşa etmekle tehdit malzemesi yapılmasının sonuçları neler olacaktır?. Ancak bu güç kontrol edilirken medya içinde tarafsızlık esası ile genel ve evrensel ilkeler benimsemek bu ilkelere uygunluğu da kontrol mekanizmaları oluşturmak demokratik toplumlarda olması gerekendir.
 

Medyayı  çok abartıyorsun diye düşünenler olabilir. Ancak 27 mayısla başlayan askeri darbe ve müdahalelere baktığımızda medyanın , gazetecilerin ne derece rol oynadığını görmemek için kör olmak gerekir. Kendi ürettikleri figüranları aracılığı ile kamuoyu oluşturmak yada kamuoyunu yanıltmak için nelerin yapıldığını yeni yeni gün yüzüne çıkmaktadır. Medyanın darbecilerle oynaşının 28 şubat post modern darbesi ile zirve yaptığını görüyoruz. Bu son darbe ile dost medya tarafında yer alanlar sadece bulunduğu yeri korumakla kalmadı trilyonlarca liralık anlaşmalarla medyalarda daha sağlam yer edindiler. Bir başka deyişle darbe sonrası ganimetten onlarda faydalandı. İşte bu durum 28 şubat sonrası gelişmelerde bir çoğunun iştahını kabarttı. Darbecilerin hafif bir hareketine manşetlerinden ve ekranlarından sonuna kadar destek verenler olabilecek yeni bir darbe de ganimetlerinin daha da büyük olacağını düşünen kişilerden başkası değildir.

       

İşte tüm bu somut vakıalar göstermektedir ki medya elinde bulundurduğu güç nedeniyle önemsenmesi gereklidir. Medya yanlış insanların elinde yanlış kullanıldı diye baskı altına almak , susturmak yanlışların en büyüğü olacaktır. Baskı , susturulma ve ceza medyada olması gereken objektifliği hepten ortadan kaldıracaktır. Medyada her renk, her düşünce yer almalıdır. Çok renkliliğe hem medya hem ülkeyi yönetenler hem de biz okuyucular artık alışmamız gerekir. Hep bizim aklımızdan geçenleri yazanları ve söyleyenleri okumak ve dinlemek yerine farklı şeyler yazanları ve ifade edenleri dinlemek doğru yargıya varmak için daha emin bir yol olduğunu düşünüyorum. Hep aynı gözlükle bakmak emin olun ki sakıncalıdır. Güneş gözlüğü güneşli havalar içindir. Oysa gece kullanıldığında doğruları görmemizi engelleceği unutulmamalıdır.
 

Medyanın kesin çizgilerle ayrışması her medya grubunun hizmet ettiği düşünceyi faydasına ve zararına bakmadan pohpohlarken karşı düşüncelerin tamamını zararlı ilan etmesi medyanın geleceği açısından da ülkenin geleceği açısından da çok tehlikelidir. Bu anlayış tarzı objektifliğin yerine sipariş medyacılığını getirir. Bu durumdan devletle birlikte toplumun tüm kesimleri zarar görür. Kullandığın medya araçlarını bir silah olarak karşı tarafa doğrulttuğun andan itibaren bunu medya özgürlüğü ile izah edilmesi de mümkün değildir.

Son zamanlarda medya yargısal faaliyetler de adeta savcı ve hakim rolünü oynamaktadır. Kendilerine servis edilen bilgileri , belgeleri kendi dünya görüşü çerçevesinde yayınlayan medya önce isnat , sonra iddia ve nihayetinde sözümona çoğunun hukukçu bile olmadığı kişilerin ifadeleri le hüküm de verilerek daha savcının soruşturmayı bile bitirmediği bir noktada insanlar medyada yargılanarak cezalandırılmaktadır. İşin acı tarafı bu bilgi ve belgeleri kim veriyor, nereden geliyor? Soruşturmanın gizliliği neden ihlal ediliyor soruları dahi sorulmuyor. Ben burada bir vatandaş olarak üzülerek görmekteyim ki ülkemizde medya gittikçe uçlara doğru yönelmektedir. Medyayı elinde bulunduranlar bu güçlerini devletin politikalarını yönlendirmede , yargıyı etkilemede, halkı yönlendirme ve iktidar etme sevdasına düşmüş durumdadır.   Bizlerden  taraf olmamız, ayrışmamız hatta körü körüne inanmamız istenmektedir. Gelinen bu nokta da kısa vade de birileri fayda umabilir. Birileri çıkar sağlayabilir. Ancak uzun vadede bu girişimler Türkiyenin hasımlarına yarayacaktır.   Bu hoşgörüsüzlük çocuklarımızın geleceğini etkileyeceği unutulmamalıdır. Temennim odur ki medyamız , taraflı haber ve yorumlardan, yargıyı yönlendirmeden , halkı kamplaştırma kıskacından kurtularak içinde bulundurduğu güç ve enerjiyi insanların  doğru bilgilendirilmesi, hoşgörünün yayılması, birlik ve beraberliğimizin korunması yönünde kullanarak çağdaş medya normlarına ulaşmasıdır. 

                  Hüseyin Tuztaş
 

on 07 Haziran 2012
Gösterim: 3803

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır