TÜRK TARİHİNİN EN İYİ SAKLANMIŞ SIRRI; ERGE-NEO-CON

ÜRK TARİHİNİN EN İYİ SAKLANMIŞ SIRRI; ERGE-NEO-CON

 
=E r g e n e k o n=
 
Cihan ERGÜN
Hukukçu
 
Tarihin Vazgeçilmez Efsanesel Anlatısı idi, Örgütler Vadisine İndirgendi Adı Terör Ön ekiyle, Kendisi “NEO” Kahramanlarıyla(!) alçaltıldı; O ERGE-NEO-CON du…
 
 
En başta şunu belirtmem gerekir, ne Gladyo’nun başına Türk ibaresini koymak, ne de Ergenekon adını kullanmak bana keyif vermiyor. Dilin mecburiyetlerinden dolayı kullanıyorum.
 
GLADYO(GLADİO)=KILIÇ[1]
 
“Gladio,” Latince’de kısa ve çift taraflı kılıç anlamına gelmektedir. Gladiatör=Kılıç ustası deyiminden türemiştir. İtalyan Savcı Casson’un dediği gibi, “ROMA KILICI” demektir; (düz yapılı, iki taraflı ve kısa) NATO’nun II. Dünya Savaşından sonra İtalya’daki perde arkası operasyonlar için oluşturduğu gizli yapılanmadır.
 
         "Roma Kılıcı" Gladio, belgelere göre,
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra olası Sovyetler Birliği işgaline karşı kurulmuştu ve tek merkezden yönetiliyordu. İsimlerini de daha çok o ülkenin tarihi ve mitolojisinden aldılar;
Örgütün
İtalya'daki adı Gladio iken
Yunanistan'da B-8 ya da SheepSkin (Koyun Postu),
Belçika'da SDRA-8,
Hollanda'da NATO Command,
Batı Almanya'da Gehlen Harekatı, Stay Behind ya da Sword,
Avusturya'da Schwert,
Fransa'da Rüzgar Gülü,
İspanya'da Anti-Terör “Kurtarma Grubu” (GAL),
İngiltere'de ise Secret British Network olarak bilinmektedir.
 
Bu yapılanma,
Türkiye'de ise "Özel Harp Dairesi", halk arasındaki adıyla "kontrgerilla." Yapının iki unsuru vardı Türkiye’de; askeri görevliler ve siviller… İşte bu siviller kavramı bu yapılanmamın en can alıcı noktasıdır; aşamalarda bu konuya yeniden dönülecektir.
1990'lı yılların başında batı ülkeleri, Gladio'nun faaliyetlerine son verdi. Sorumluları yargılandı. Bir tek ülkede bu çelik çekirdeğe dokunulamadı; o ülke Türkiye idi...
Gladyo organizatörlüğünde İtalya’da “Avcı Birlikleri”[2] olarak 15.000 kişi eğitildi… Hatta bazı rivayetlere göre bu örgüt, kuruluş amacını aşarak iç politikayı etkileyecek şiddet eylemlerine kalkıştı.
 
GLADYATÖRLERİN ÜLKESİ; İTALYA
 
İtalya Bir Akdeniz ülkesidir. Buraya yaz erken gelir. Hani kare bulmacalarda sıkça sorulan italyadaki ova vardırya; Po ovasının çizme boyunca uzunluğundan mı dır bilinmez. Baharla bilikte alçak basınç sıcaklığı da artırır. Öyle bir bahar günü Mayıs başı “…1972,  olaylarından sonra faili meçhule kalan bir dosya VENEDİKLİ Savcı Casson’a kalır…” 31 Mayıs 1972’de öyle vaktinin bittiği bir saatte bir nevi jandarma örgütü olan Carabinieri ler yol kontrolü yapmaktaydı. Kuzey Sagrola yakınlarında Peteano Köyü’nde, kuşkulandıkları bir araçta arama yapmak için bagajı açtıklarında, arabada meydana gelen patlama sonucu üç jandarma öldü ve bu ölüm araştırılırken İtalyan gizli örgütü ortaya çıktı; Gladyo. Bu olaydan sonra, Kuzey İtalya'da bir dizi operasyon yapıldı.
         Tesadüfen yapılan bir yol kontrolü,
         Sivil bir araç,
         Bir patlama
Üç tane ölü… ve NATO himayesinde bir örgüt: GLADYO[3]
İtalyan Gladyosunun Peteano ve o bölgede yapılan armalarda, İtalyan Avcı Birlikleri’ne ait mağara ve yer altı barınaklarında çok miktarda silah ve mühimmat bulundu. Bu silahların İtalyan ordu Envanterinde kaydı bulunamadı.
 
Ne kadar tuhaf bir raslantı ve ne kadar tuhaf bir benzerlik… Ama biz gizli yapılanmayı yakalayamadık Susurluk’ta.  Hatta yöneticiler “fasa fiso” dedi.
         Bir kamyona arkadan çarpma,
         Bir trafik kazası,
         Üç ölü,… bir nokta koyup Kutlu SAVAŞ’ın raporundan izleyelim.
“…DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak, İstanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, ``Mehmet Özbay'' sahte kimlikli Abdullah Çatlı ile 1970 doğumlu Gonca Us 01 Kasım 1996 günü akşam saatlerinde Kuşadası Onura Otel'e gelmişlerdir. Bucak'a ait 06 AC 600 plakalı Mercedes marka otomobille Hüseyin Kocadağ yönetiminde İstanbul'a gitmek üzere yola çıkan grup, 3 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkiinde benzin istasyonundan yola çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona çarparak trafik kazası yapmıştır.
Kaza sonucu 06 AC 600 plakalı otoyu kullanan Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah =C7atlı ile Gonca Us hayatını kaybetmişler, milletvekili Sedat Bucak ise yaralı olarak kurtulmuştur.
Kazada kamyon şoförü Hasan Gökçe asli kusurlu görülmüş ve sorgusunu takiben 04.11.1996 günü tutuklanmıştır.
2.2.1 Çatlı'nın üzerinde bulunanlar:
Yapı Kredi Bankası kartı
Yapı Kredi Bankası Visa kartı
Fatura bilgi kardı
Barclays Visa kartı
İstanbul Ticaret Odası Üye Kimlik Kartı
44.500.000 TL., 29 adet 100 ABD Doları, 305 DM.
Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sürücü belgesi.
Mehmet Özbay adına, Emniyet Genel Müdürlüğü'nce düzenlenmiş Mehmet Ağar imzalı Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanı belgesi.
2.2.2 06 AC 600 plakalı otoda bulunanlar:
930647 seri nolu 9 mm. çapında Saddam marka tabanca ile bu tabancaya ait şarjör, 9 adet mermi.
U544265 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka tabanca ve bu tabancaya ait 2 adet şarjör ile 10 adet mermi.
L534618 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka ve bu tabancaya ait bir adet şarjör ile 45 adet mermi.
B178902 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka ve bu tabancaya ait bir adet şarjör ile 10 adet mermi.
A925710 seri nolu 22 Calibre Baretta marka tabanca ve bu tabancaya ait 2 adet şarjör ile 12 adet mermi.
22 Calibre tabancaya ait susturucu.
21995 seri nolu 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca ve 2 adet şarjör.
C42952 seri nolu 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca, iki adet şarjör ve 82 adet mermi.
13 adet 7.62 mm. çapında BKC (Biksi) mermi.
100 adet 5.56 mm. çapında mermi.
8 adet 22 Calibre mermi.
Çeşitli markalarda 3 adet cep telefonu.
Bir adet ışıldak.
2 adet şifreli kilitli çanta, içerisinden; 19 kalem temizlik eşyası, 2 adet İnternational Hospital üye kartı, cep bilgisayarı ve değişik kredi kartları.
06 AC 600 plakalı araç adına düzenlenmiş, Sedat Edip Bucak adına onaylı 0514 seri nolu TBMM araç giriş kartı ve 46 kalem muhtelif eşya ve belge.
06 EMR 15 plakalı araç adına düzenlenmiş Uluç Gürkan adına onaylı 1070 seri nolu TBMM giriş kartı.
34 NUL 63 sayılı iki adet sac plaka
ele geçirilmiştir.
Öte yandan, Sedat Bucak kaza sonrası basına yaptığı açıklamalarda; her an ölüm tehdidi altında olduğunu, bu yüzden devamlı silah taşıdığını, arabadaki silahların kendisine ait olduğu, bunları PKK ile yaptığı mücadelede kullandığı, ancak arabada bulunan susturucularla bir ilgisinin olmadığı, bahse konu susturucuların kaza sonrası arabaya konulduğu, bunun kendisine karşı hazırlanan bir komplo olduğu hususlarına değinmiştir.
Öte yandan, Sedat Bucak, DGM Savcısı'na, Meclis lojmanlarındaki evinde verdiği ifadede; kaza sonrası arabada bulunan silah ve susturucular hakkında hiçbir bilgisinin bulunmadığını ifade etmiştir.
Bir bilimsel ve ciddi raporda bu kadar “..öte yendan…” olur mu?! Türk dili ve Türkçe anlatım etiği yada edebiyat felsefesi adına böylesine önemli bir raporda böylesine her parağrafta tekrarlanır mı? Sizlerin takdirine bırakıyorum. Yoksa ciddi bir konuda rapor hazırlattırırken de mi torpille adam seçiyoruz? Düşünmek bile istemiyorum.
         Susurluk Kazası’ndan sonra zamanın hükümeti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde(TBMM) bir araştırma komisyonu kurdu. O tarihlerde de yine “Sonuna Kadar Gitmek” söylemleri en popüler kavramdı. Hem yazın ekiplerinde hem de siyaset arenasında. Sonu hiçte öyle olmadı. Susurluk araştırma komisyonunun iktidar partili başkanı televizyonlara çıktı. Hukukçu olduğum için hukuk adına bana hicep duyduracak sözlerle bir acı gerçeği itiraf etti: “…General Osman ÖZBEK’i çağırdım da gelmedi…    …general Veli KÜÇÜK’ü komisyona çağırdım gelmedi…”
         Hafızam beni yanıltmıyorsa Susurluk araştırma komisyonun o tarihteki iktidar partili anlı şanlı başkanı yıllarca avukatlık yapmış birkaç dönemdir de TBMM de bulunan bir hukukçu parlamenterdi.
         Sayın hukukçu, TBMM nin üstünde bir güç tanımlanmamıştır. Çağırdım da gelmedi dediğiniz kişiler anasal yaı içinde TBMM nin altında 926 sayılı yasaya göre vazife yapan devlet çalışanıdır. 
         Nezaket içeren davetinize icabet edilmiyorsa Ceza Yargılama Yasası’na bakarsınız; siz bir hukuk adamısınız. Şayet o zaman bunlar yapılsaydı, bir çetel oluşumu erken yakalamak daha kolay olacaktı belki. Daha da erken önlenebilecekti.
 
 
 
ERGE-NEO-CON
 
Neo Con nedir sorusuyla karşılaşırız burada önce.
Neo Con, Neo-conservatives(yeni-muhafazakarlar), kısa adıyla `neocon` lar, Bilimin değer üretemeyeceğini, iyi ve güzel olana sadece ahlak ve geleneğin karar vermesi gerektiğini vaaz eden. Bir felsefi oluşum. Yeni Muhafazakar(Neo-con) düşüncenin en otantik yanı, her kültürün kendine ait özgül değerleriyle çağdaşlaşabileceği, demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir `aydınlanmayı` gerçekleştirebileceği tezidir.
 
Erge-neo-con’da Türkiye’yi karanlık dehlizlerden ne pahasına olursa olsun yönetmek iddiasında olanların, terör örgütü mantalitesi ile dahi olsa Makyavelist bakışı buraya da yansıtıp ‘kendine özgü değerleriyle’ aydınlatmayı gerçekleştirecekleri anlayışıyla örgütlerine Erge-neo-con yapısalını Türkçeleştirip kullandıklarında ortaya Ergenekon adı çıkmıştır. 
 
Tarih 1970’li yılların ikinci yarısına kayarken başbakanlık koltuğunda oturan Bülent ECEVİT, ilk defa bir örgütün, “GİZLİ” bir örgütün varlığından haberdar oluyordu. Ecevit’ten, elindeki “örtülü ödenekten”, bu “GİZLİ” örgüt için para istendiğinde haberi olmuştu. Konuyu araştırmaya başlamış, sonunda ülke çapında kominizim tehlikesine karşı mücadele etmek amacıyla milliyetçi gönüllülerden sivil direniş teşkilatının kurulduğunu hayretler içerisinde öğrenmiştir.
         Başbakan Bülent ECEVİT’e başbakanlık konutunda verilen bir birifinge Hasan Esat IŞIK, Orgeneral Semih SANCAR, STK Başkanı Kemal YAMAK katılır.
         Ecevit;
 “Şimdiye kadar parasını nerden alıyordu bu örgüt dedim. ‘Amerikalılar gizli bir ödenekten veriyorlardı’ dediler. Tabi ozaman kuşkularım büsbütün arttı. “Peki nerede bu kuruluş, nerde çalışıyor” dedim. ‘Amerikan askeri yardım binasının bir katında çalışıyor’ dendi…”
         Ecevit bu bilgilere ulaştıktan sonra olayın üzerine gitmeye karar vermiş, 1977 yılının kanlı 1 Mayıs olayları sonucunda onlara ölüm vakıası karşısında; “…Devletin içinde, ama devletin denetimi dışındaki bir örgüt”ün varlığını da resmen açıklamıştı.
         Ancak Bülent ECEVİT bu açıklamalarından tam 20 gün sonra izmirde İzmir’de beklide izini sürdüğü örgüte hedef olmuştu;
1977 yılının 1 Mayıs'ındaa Taksim'de yaşanan 'katliamdan' sonra 6 Haziran'daki seçimlere hazırlanan CHP Genel Başkanı Bülent ECEVİT, 29 Mayıs 1977 günü Ege gezisine başlamak için uçakla İzmir'e geldi. Alandaki kalabalık yüzünden izdiham oluşmuştu. Bülent ve Rahşan Ecevit çifti zorlukla ilerliyordu. Ecevitler'e yardım için seçim otobüsünden çıkan Mehmet İSVAN, önce Bülent Ecevit'i otobüse bindirdi, ardından Rahşan Ecevit'i almak üzere dışarı çıktı. Tam da Rahşan ECEVİT'in koluna girdiği sırada pis bir koku ve dumanla birlikte yere yıkıldı. Patlama sesi polis kordonunun en ön sırasındaki bir polisin silahından geliyordu.
İsvan, İzmir Devlet Hastanesi'nde ameliyata alındı. Mermi sol dizin hemen üzerinden, yukarıdan aşağıya doğru girmişti. Ancak çıkış deliği yoktu. Çekirdeğin içeride kaldığını düşünen doktorlar, röntgende mermiye rastlayamadı. Tekrar röntgen çekildi, mermi yine yoktu. Doktorlar bacağı açtıklarında gördükleri manzaraya inanamadı. Ameliyat sonunda İsvan'ın bacağından 90 kadar plastik parça ve bir de 'füze' çıkmıştı.
Ameliyat sürerken polisler kapıya dayanmış, doktorlardan 'mermiyi' değil, plastik parçaları istemişti. Parçaların peşinde dolaşan polisler, suikastın olası failleriyle ilgilenmiyordu bile. Polisin işi savsakladığı ve doktor raporlarını değiştirmeye çalıştığı daha sonra savcılık mütalaasında yer alacak, Emniyet Müdürlüğü ancak üç gün sonra olayın bir polis tarafından gerçekleştirildiğini kabul edecekti.
Kullanılan silah;TENGAZ dı.
Olayda o güne kadar adı hiç duyulmayan Amerikan yapımı TENGAZ silahı kullanılmıştı. 67 cm boyundaki siyah, üzerinde hedef bulmaya yarayan özel bir lamba taşıyan bu silah sadece gaz fişeği atıyor ve kalabalıkların dağıtılması için 80-100 metre mesafeden kullanılıyordu. Silahın mermisi siyanür içeriyor ve havayla temas ettiğinde ikinci kez patlıyordu.
İkinci patlama, ilk patlamayı yok ettiği için silahın nereden ateşlendiğini anlamak zordu. Silah, birbiri ardına dört iradi hareket yapılmadan ve 2.5 kiloluk bir kuvvetle tetik çekilmeden ateşlenmiyordu. Yani kazayla patlaması mümkün değildi. Ayrıca, kovan klasik silahların tersine, ateşlendikten sonra dışarı atılmamakta, içeride kalmaktaydı.
Silahlardan 25 adedi Genelkurmay Başkanlığı'nın bilgisi dahilinde yurtdışından getirilmiş ve İzmir Emniyeti tarafından 27 Şubat 1977 tarihinde özel bir deftere mühürsüz olarak kaydedilmişti. Resmi olmayan kayıtlara göre olay günü İsmet ÇETİN tarafından bu silahlardan biri, 10 tane mermisi ile senet karşılığı alınmış ve akşam bir mermi eksiği ile teslim edilmişti.
İsmet ÇETİN olaydan sonra bu silahla Ecevit'in konvoyunu izlemeye devam etti. Çetin, ifadesinde "İtiş-kakış anında sanki birisi silahımı tutup patlattı" dedi.
İsmet ÇETİN’e nemi oldu?!
Ecevit’e yönelen bu derin olay aydınlatılmış değil. İzmir ve Menemen Cumhuriyet Savcılakları’nın tüm çabalarına karşın olayda kullanılan silah ve öteki kanıtlar mahkemeye getirilemedi. Suikast girişiminde bulunmak suçlamasıyla tutuklanan polis memuru İsmet ÇETİN’in yargılaması 6 Mayıs 1980 tarihinde sonuçlandı. Sanık Çetin yaralamaya neden olmaktan TCK’nun 459/2 maddesi uyarınca 3 ay hapis ve 500 lira para cezasına çarptırıldı. Soruşturmayı Menen Savcılığı yürütmüştü. diyor Can DÜNDAR, Celal KAZDAĞLI ikilisi Ergenekon adlı kitapta.
         Daha sonra yine bir başbakan olan ÖZAL’a suikast girişiminde bulunan Kartal DEMİRAĞ, 32. Gün adlı televizyon programı için Çiğdem ANAT’a verdiği bir röpörtajda; “80 öncesinde ülkü ocaklarına kayıtlıydık. Onların eğitim kamplarına katıldım. Türkiye’nin belli yerlerinde kamplar vardı, ama onlar gizliydi. Emekli ordu mensupları eğitiyordu gençleri…” diyordu. Üstüne gidilmedi; Araştırılmadı.
Susurlukta olay bir kez daha uç vermişti.
Yine dağ fare doğurdu. Kamyon şöförü yargılandı. Sadece uygulama maddesi değişmişti; TCK 455… Katırlar tepişmişti ama bu defa seyisler değil, at arada kalmıştı. Şöför cezasını çekti. Memleketi Denizliye döndü.
         Ne Türk Gladyosu  ortaya çıkarılabildi. Ne de ERGE-NEO-CON... Daha 2007 yılına kadar beklemek gerekiyordu.
         Susurluk kazasında ölenlerden biri Mehmet ÖZBAY’dı; yani Abdullah ÇATLI. Tabutunu Türk Bayrağı’na sardılar. Nevşehir’de defnederken. Bunlara normal bir ölümün sonucu demek mümkün belki. Lakin Çatlı’nın cenazesinde katılanlara kimin bastırdığı bilinmeyen birer broşür tutuşturuluyordu; ilginç olan buydu; “Yıllar var ki, ülkemiz örtülü bir savaşın içinde. Abdullah Çatlı bu savaşta yan tuttu. Yan tutmakla kalmadı, risk aldı, bedel verdi. Abdullah Çatlı kılıç gibi savaştı, lakin kimse anlamadı.” yazıyordu.
         Bu bildiride kılıç gibi sözünün altı çizilmedi. Bunun gladyoya atfen yazıldığı anlaşılamadı. Zaten kimse anlamadı   denilerekte bu açıkça vurgulanmıştı.
         Bu broşürü kimin yazdırdığı ve bastırdığı hala bilinmemekte. Hoş bunu yazan yada metni hazırlatanın kim olduğunu önemseyende yoktu; bu güne kadar da olmadı.
         Ecevit’e atılan kurşun senaryoyu kesip filmi kopartamadı. Çünkü o bir başbakandı.
         Kartal DEMİRAĞ elinden aynı kurşun Özal’a sıkıldı. Adeta kına gecesi görünümünde bir Anap Kongresi’nde; lakin senaryo yazıldığı gibi çekime devam etti. Özal'da bir başbakandı. Özalın kendi dilinden kardeşi Korkut ÖZAL’ın anlatımıyla: “…bir örgüte geldiki orada durdu Özal…” o film yine kopmadı.
         Takvimler 12 Mart cunta sevdalılarına göz kırpıştırırken 1971 de filmin adresi meşhur Ziver Bey Köşkü idi. Asıl film orda kopmalıydı. Egenekon’un farkına orda varılmalı ve bu günlerde(2007-2008) yapılanlar o zaman yapılmış olmalıydı.
         Çünkü;
Ergnekon Terör Örgütü’nün adını ilk kez, gerek söz ve söylemleri ile gerekse yazıya dökerek anlatan Can Dündar ve Celal Kazdağlı’ya kulak verdiğimizde Ümraniye Bombaları olarak bilenen el bombalarının ortaya çıkışından tam on yıl evvel aynı ismi verdikleri kitapta adıyla sabit “Ergenekon” örgütünü isimlendirmişlerdir.
Ancak 1997’den on üç yıl öncesinden bu yana örgütü ismiyle bilen bir kişi daha mevcuttur; Erol Mütercimler…
Mütercimler diyorku; 1960 dan sonra ABD kurdurtmuştur: doğru.
NATO CİA ABD üçgeninde diyeceğim ama herkesin kullandığı bu moda deyimide kullanmak istemiyorum. Bu üçlünün potasında 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra işte o sivil uzantı” dediğimiz kişilerin de dahli ile ERGENEKON kurdurtulmuştur. Ya da var olan yapı Ergenekon ismini almıştır.
 
Bu ismi ilk kez 12 Mart'ta ihtilalci deniz subayı Erol Mütercimler, Tümgeneral Memduh Ünlütürk'ten duymuştu.
Ünlütürk, 1971 rejiminde solcuların işkence gördüğü Ziverbey Köşkü'nün komutanıydı.
Şöyle demişti Mütercimler'e:
"Ergenekon, hükümetlerin de Genelkurmay'ın da bürokrasinin de üzerinde bir örgüttür. 27 Mayıs'tan sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurulmuştur. Özellikle Amerika'da kontrgerilla eğitimi almış, kurslardan geçmiş generallerin bir bölümü, 'Vatanı kurtarıyoruz' düşüncesiyle bu örgütte yer alırlar."
Mütercimler de demişti ki bize:
"Bunun üzerine ben Ergenekon'u araştırdım. Gördüm ki içinde subaylar, emniyetçiler, profesörler, gazeteciler, işadamları, sıradan insanlar var. Bugün 'çeteler' dediğimiz küçük birimler, 'Ergenekon' denilen üst örgüt tarafından kullanılan tetikçiler..."
* * *
Soğuk Savaş döneminde Amerikalılar, komünizmin yayılmasını önlemek için çeşitli Avrupa ülkelerinde, NATO bünyesinde, CIA desteğiyle paramiliter örgütler kurmuşlardı.
"Gladio" adı taşıyan bu örgütlenmenin kadroları, savaş sonrası işsiz kalan faşistlerle mafyaya bulaşmış güvenlikçilerden kurulmuştu.
"Artakalanlar" denilen bu Nazi artıkları, şimdi solculara karşı tetikçilik yapacak, faili meçhul cinayetler, bombalı sabotajlar düzenleyerek halkın komünizme düşman olmasını, rejime bağlanmasını sağlayacaklardı.
Bu faaliyet, Avrupa'da komünizmin en güçlü olduğu İtalya'da başladı ve 40 yıl sonra yine İtalya'da ortaya çıkarıldı.
Nasıl[4]..
 
 
Hani o sivil uzantılar vardı ya başlangıçta Türk gladyosunun oluşumundaki ikinci parça, işte o neo conlardı.  ERGENEKON u oluşturacak olan ERGE-NEO-CON’lar.
 
         Aslında Erol mütercimler hepimizin bildiği bir şeyi diyor; “Ergenekon Örgütü’nün adını duyduğumda ŞOK OLDUM…” General Memduh ÜNLÜTÜRK’ten duymuştu aslında Mütercimler… ve nitelemesini Ünlütürk’ün ağzından yaptırıyordu:
 
"Ergenekon, hükümetlerin de Genelkurmay'ın da bürokrasinin de üzerinde bir örgüttür.”
 
         Yani burada şu üç tespit kendiliğinden yapılmaktadır:
 
1-Ergenekon örgütlenmesi devleti idare eden iktider, hükümet eden kabine ya da kurul değildir.
2-Ergenekon örgütlenmesi, ülkenin silahlı kuvvetleri ya da komuta kademesi olan genel kurmayı değildir.
3-Ergenekon örgütlenmesi, devlet çarkının işleyişini sağlayan vatandaşla devletin irtibat mekanizması olan bürokratlar ya da bürokrasi değildir.
 
         Bunların hepsinin üstünde bir yapısal oluşumdur.
 
Ergenekon Terör Örgütü her yerden beslenir, herkesten istihbarat edinir ama devletin istihbarat örgütleri demek değildir.
Ergenekon Terör Örgütü, derin devlet olgusu ile birlikte hareket edebilir, derin devlet adına taşeronluk yapabilir yada derin devlet elamanlarına götürü işler yaptırabilir ama derin devlet eşittir Ergenekon demek değildir.
Bunun gibi asker sivil bürokratlardan ve asker sivil bürokrasiden yararlanır, üst düzey her tür yönetici ve populer insanları kendi safına çeker/çekmek ister, ama devletin bürokrasisi eşittir Ergenekon Terör Örgütü’nün insan kaynağı demek değildir.
 
Görülüyor ki Ergenekon Terör Örgütü, sivil asker bürokrasiden beslenen neo con lar gibi kendince iyilik ve erdemi, kendisine temel felsefe edindiğini iddia eden, felsefesini belirleyenlerin görüş ve anlayışı gibi her kültürün kendine ait özgül değerleriyle çağdaşlaşabileceği, demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir `aydınlanmayı` gerçekleştirebileceği peçesi altında her yasa dışı terör örgütü gibi tedhiş ve terör korkusu yaratılarak yöneten meşru elitleri yönetmeyen konumunda tutmak ve çağdaşlaşmayı ve evrensel demokrasi geleneğini yakalamamızı engelleyerek, ayrık üçüncü dünya görüntüsü altında ‘korkudan kurtulmama’ fenomeni ile yaşamını şekillendiren nevi şahsına münhasır bir Türkiye yaratımı ve bunun ila nihaye sürdürülmesi özleminden başka bir şey değildir.
Bu ise üçüncü bin yıla akan zaman içerisinde demir perdelerin yırtıldığı yüz yılın son çeyreğinde olası ve kabul edilesi bir durum değildir.
 
Yabancıların gözüyle baktığımızda; İtalyan paılanması ve ve diğer NATO’cu ülkelerde;
 
Gladio Örgütlenmesinde Kimler Görev Alır?

Mason locaları, faşist örgütler ve Mossad ile iç içe faaliyet gösteren Gladio örgütlenmesi, güçlü bir istihbarat bağlantısını gerçekleştirmek için aşağıdaki kişileri bünyesinde barındırır:

"FM 31-16 simgeli Counter Guerilla Operations (Kontrgerilla Harekatları) adlı Amerikan Talimnamesi'nin 34. sayfasında, az gelişmiş ülkelerdeki 'Temizlik Harekatı'nın gerçekleştirilmesi için, kontrgerilla örgütlenmesinin içinde, ACC (Bölge Koordinasyon Merkezi) emrinde de görevlendirilecek şekilde kimlerin birlikte sunulacağı belirtilmekte ve ek olarak CMAC (Civil Military Advisory Committee), Sivil- Asker İstişare Komite'sinin kurulması da önerilmektedir. Böyle bir örgütlenme içinde bulunması gereken kişiler anılan talimnameye göre:

1) Yerel polis müdürü

2) Okul idaresi ve müdürleri

3) Önde gelen din temsilcileri

4) Yargıçlar ve hukuk temsilcileri

5) Sendika lideri veya liderleri

6) Etkili basın yayın organlarının yayımcıları

7) Büyük iş ve ticaret kuruluşlarının temsilcileri

8) Diğer etkili kişilerden oluşmaktadır.

Kontrgerilla örgütlenmesinin boyutu bu denli geniş kapsamlıdır[5]
Bu anlamda Ergenekon Terör örgütünün yapılanmasındaki kişi kullanım alanları ile beslenme kaynakları daha da geniştir.
Bu yapılanma yirmi beş yılı aşkındır kendi uzantılığını yapan terör örgütü gibi yasadışı bir yapılanmadır, gayri meşrudur ve bir terör yapılanmasıdır. Demokrasi bağlamı içerisinde hukukun üstünlüğü anlayışı çerçevesinde ve Türk Devlet Geleneğinde yeri ve kabul edilebilirliği olmayan çetel görüntü içerisinde tüm ülkeyi, kişi ve kurumları kuşatmak peşinde olan bir Karadul ağıdır.
 
 
                                      Cihan ERGÜN (Hukukçu)
 
 
 

 


[1]TÜRKİYEDE GLADYO: AYRI BİR YAZI KONUSUDUR ASLINDA GLADYO ANCAK KISACA GİRİŞ İÇİN KULLANILIP BİR BAŞKA ZAMAN BİR BAŞKA MAKALE OLARAK YAYINLANACAKTIR
[2] Avcı Birlikleri: Bu kavrama dikkatlerinizi çekmek isterim
9 Ocak 1990’da savcı Felice Casson, istihbarat servislerinin kontrolündeki gizli silah depolarını keşfetti. Gizli servis arşivlerine girdi. Doğrudan gizli servisler ve NATO tarafından kontrol edilen sivil ve askerlerden oluşmuş, yasa dışı bir örgütün varlığını belgeledi.
[3]dosyayı yeniden açtım. Olayın sol gruplarla değil, doğrudan faşist gruplarla ilgili olduğunu tespit ettim. Ayrıca öldürülen jandarmaların görev yaptığı teşkilatın üst düzey yetkililerinin de olayla bağlantıları vardı. Bu olayı çözünce Gladio ortaya çıktı.   Diyor CASSON.
31 Mayıs 1972'de, İtalya'da bir köy olan Peteano yakınlarında C4 yüklü bir araba havaya uçtu. Patlama sonucunda 3 jandarma öldü. Jandarmalar, arabanın yakınına bir ihbar üzerine gelmişti. Kimliği belirsiz kişilerin yaptığı bu ihbarın ardından arazide buldukları arabayı kontrol ederken patlama gerçekleşti.
Olayın faili hemen bulundu. Kızıl Tugaylar! Polis operasyonları hızla başladı. 200 komünist tutuklandı. Olay "solu" ve İtalya'da II. Dünya Savaşı sonrasında hükümet kurabilecek kadar büyümüş komünistleri karalamak için kullanıldı.
1984 yılında Hakim Felice Casson uzun süre önce rafa kaldırılmış olan davayı yeniden açtı. Olayla ilgili resmi açıklamalar bütünüyle uydurma ve gaflarla doluydu. Casson şunu keşfetmişti: Olay yerinde hiçbir polis araştırması yapılmamıştı. Üstelik, hazırlanan polis raporunda patlayan bombanın Kızıl
Tugaylar'ın kullandığı türde bir bomba olduğu yazıyordu ve bu bütünüyle uydurmaydı. Raporu hazırlayan patlayıcı uzmanı Marco Morin, faşist "Ordine Nuovo" (Yeni Nizam ) örgütü üyesiydi.
Casson, kullanılan patlayıcının C4 olduğunu ispatladı!
Olaydan iki ay önce 1972 Şubatı'nda İtalya'nın başka bir bölgesinde C4 tipi patlayıcıların olduğu bir gizli cephaneliğin tespit edilmiş olduğunu ve aslında bu olayda jandarmaların "gizli ordu"nun gizli cephaneliklerinden birine tesadüf ettiklerini  Casson, yine polis kayıtlarından çıkarttı.

 
[4](http://www.milliyet.com.tr/2008/01/28/yazar/dundar.html adres sayfasında Can Dündar yazısından)
 
[5]http://sosyalistforum.org/showpost.php?p=23814&;postcount=1 sayfasında geniş ayrıntı mevcuttur.

Ayrıca CİA ajanı David Galula ise konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir:

"...İlk adım, şuursuz terörizm: Şuursuz terörizmden maksat ayaklanma hareketleri ve sebepleri için fazla alaka toplamak ve halkın dikkati bir defa çekildikten sonra gizli olarak bulunan tarafları cezbetmektir...

İkinci adım, seçilmiş terörizm: Seçilmiş terörizm çarçabuk, şuursuz terörizmi takip eder. Bundan maksat isyanı bastırmakla görevli olan tarafı halktan uzak tutmak, halkı mücadeleye sokmak ve asgari olarak halkın pasif suç ortaklığını temin etmektir.

Bu da memleketin muhtelif yerlerinde bazı kimseleri, hala en yakın teması olan küçük rütbeli hükümet memurlarını, polis, postacı, belediye reisi, belediye meclis azası ve öğretmen gibi insanları öldürerek yapılır. 'Yunanistan'da giriştiği sansasyonel saldırılarla kendisinden söz ettiren '17 Kasım Terör Örgütü'nün askeri silah ve teçhizat kullandığı ve askeri personeli bünyesinde istihdam ettiği ileri sürüldü. Bu ipuçları örgütün Kızıl Tugaylar gibi kontrgerilla olduğu iddialarını gündeme getirdi

on 04 Nisan 2012
Gösterim: 3616

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır