Yargının siyasallaşması 27 Mayıs ile başlamıştır...

Yargının siyasallaşması 27 Mayıs ile başlamıştır...

                                                                                                                                   *Doç. Dr. Cemal Fedayi

 

27 Mayıs'ın kurduğu yargı düzeni bir "sorun" olarak Türk siyasetinin önünde durmaktadır. Türk siyaseti, iktidarıyla ve muhalefetiyle, aklını başına alıp adil, sivil ve demokrat bir yargı düzeni kurmazsa, dıştan gelecek müdahalelerden şikâyetçi olmaya hakkı yoktur.Kuvvetler ayrılığı konusunda genel şikâyet yürütme ve yasamanın yargıya müdahale ettiği yönündedir. Türkiye'de de 27 Mayıs darbesinden önce bu yönde şikâyetler söz konusuydu. Fakat 27 Mayıs'tan sonra durum tersine dönmüş, yargının yürütmeye ve yasamaya müdahalesi dönemi başlamıştır.Bu durumun temel nedeni 27 Mayıs darbesinin kurduğu yeni düzendir, II. Cumhuriyet'tir. II. Cumhuriyet millete, dolayısıyla yasama ve yürütmeye güvensizlik üzerine kurulmuştur. II. Cumhuriyet, "kayıtsız şartsız milli egemenliği" kayıtlı şartlı hale getirmiş, yargının ve diğer "anayasal kurumlar"ın kontrolü altına almış ve iyice sınırlamıştır.

 

Özetle 27 Mayıs düzeni, güya yargı bağımsızlığını gerçekleştirmek adına yargıyı, yasama ve yürütmeyi denetleyen/engelleyen bir vesayet kurumu seviyesine çıkardı. Yargının halkla ve milli iradeyle ilgisi hem maddi hem manevi olarak kesildi. Yargı, yasama ve yürütmeden bağımsız hale getirildi fakat bu defa başka güçlerin, derin güçlerin, en başta da askeri bürokrasinin kontrolü altına sokuldu. Yani, evet, yargı yasama ve yürütmeden bağımsız hale geldi, kitaba uyuldu falan, ama bu defa başka güçlere bağımlı hale getirildi. Sonuçta durum değişmedi, sadece bağlanılan güçler değişti; üstelik bağımlılığın derecesi ve yoğunluğu arttı. Seçilenlerden bağımsız ve fakat atananlara bağımlı, hatta müdahale dönemlerinde emir-komuta zincirinin içine dâhil olan bir yargı yaratıldı.


ATANMIŞLAR GÜÇLENDİ


"27 Mayıs Düzeni"nin temeli atanmışların, özellikle de askeri bürokrasi ile yargının, yürütme ve yasama üzerindeki vesayetine dayanmaktadır. 27 Mayıs'ın kurduğu düzene göre yasama ile yürütme, yani seçilmişler, askeri bürokrasi ile yargı tarafından sürekli olarak gözetlenmekte, statükonun dışına çıkılması durumunda doğrudan ya da dolaylı olarak müdahale edilmektedir.
27 Mayıs'ın kurduğu düzenin derinlerinde yuvalanmış güç odakları ortam müsaitse doğrudan, değilse dolaylı yollardan askeri-sivil bürokrasiyi ve yargıyı kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktadır. Darbe dönemlerindeki yargının durumu ise rezaletten de ötedir. Bu ülke, anayasanın ilga edildiği bir dönemde, 12 Eylül döneminde, cuntacılara sadakatini sunan bir Anayasa Mahkemesi'ne şahit olmuştu...


Özetle 27 Mayıs, Yassıada modelini tüm yargıya uygulamak istedi, Yassıada'yı bir model olarak öngördü ve tüm yargıyı Yassıada'ya benzetmek, emir-komuta altına sokmak istedi. Bunda da büyük bir oranda başarı sağladı.
Müdahale dönemlerinde yargının bağımlılık durumunun çok örneklerini gördük... En son 28 Şubat ve 27 Nisan süreçlerinde bu durumun en açık ve en pervasız örneklerini gördük. 28 Şubat sürecinde yargı mensupları bölük bölük askerlerin huzuruna getirtilerek brifinge maruz bırakılmışlardır. Yargıçlar kulaklarına fısıldanan emirler doğrultusunda kararlar vermeye başlamışlardır. Bu dönemde, parti kapatma davaları, H.Celal Güzel ve Tayyip Erdoğan'ın hapse atılmaları da dâhil, tüm siyasi içerikli davalar askeri bürokrasi tarafından yönlendirilmiş/yönetilmiş davalardır; bu davalar -en hafif tabirle- şaibelidir...


Birçok olayla ispat ediliyor ki, yargı bağımsızlığı hazin bir durumdadır; bağımlılık durumu devam etmektedir, sadece bağımlı olunan güç değişmiştir. Yargı tarafsızlığı da bundan iyi değil. Tuhaf gelecek ama Türkiye'de yargı en başta laiklik ilkesine uymamaktadır. Çünkü laiklik, sadece dinlere karşı değil ideolojilere karşı da tarafsız olmayı, aynı mesafede bulunmayı gerektirir.


Özetle 27 Mayıs'tan sonra yargıya ideoloji bulaşmış ve yargı tarafsızlığını yitirmiştir ve bu ideolojik tarafgirlik büyük bir oranda etkisini hala sürdürmektedir. Daha birkaç yıl önce üst düzey bir Danıştay yetkilisi pervasız bir şekilde 27 Mayıs'ı savunmuştu...


Türkiye'nin AB sürecine girmesiyle birlikte askeri bürokrasinin doğrudan müdahale/darbe imkânı büyük bir oranda ortadan kalkmıştır. Bu durumda statüko yanlıların elinde yargıdan başka bir güç kalmamıştır. Statüko yanlıları son zamanlarda amaçlarına ulaşmak için bir siyasal kaldıraç olarak yargıyı kullanmaya başlamışlardır.Bu eğilimin, 27 Nisan e-muhtırasından başlayarak günümüze kadar devam eden çok örneklerini gördük. En başta, Anayasa mahkemesinin 367 kararı, meclisin anayasa değişikliği yetkisine müdahalesi, parti kapatma davaları ve en son Cumhurbaşkanına yönelik yargısal müdahale... Bütün bu müdahalelerle yasama ve yürütme abluka altına alınmak, daha genel olarak siyaset kurumu yıpratılmak istenmektedir...


Cumhurbaşkanına yönelik yargısal yıpratma girişimi çok ilginç bir seyir izlemektedir. 367 ile elde edilemeyen amaç daha dolaylı ve yargısal yollardan elde edilmeye çalışılmaktadır. Bu amaca ulaşmak için mahkemelerin kaldıraç olarak kullanılmak istendiği anlaşılmaktadır.
İnternete düşen bilgilerden anlaşıldığına göre, daha önce "falan mahkeme bizdenmiş" diye tasnifler yapan Bayan Eruygur bu defa Abdullah Gül'ün asker destekli bir mahkeme ile indirilebileceğinden bahsediyor. Bir Ergenekon belgesinde de Gül'ün sıfırlanmasından, Gül ve diğer fişlenen kişilerle "hukuk" yoluyla mücadeleden bahsediliyor... Hukuk yoluyla mücadeleden anladıkları "kendilerinden olan mahkemeler eliyle mücadele" oluyor galiba.Yargı eksenli gelişmelere topluca bakıldığında geniş çaplı bir yargı reformunun, en azından bir anayasa değişikliğinin artık kaçınılmaz olduğu görülmektedir. Ak Parti'nin kapatılma davasının sonucunu açıklarken Anayasa Mahkemesi Başkanı adeta yalvarırcasına anayasa değişikliğinin bir an önce gerçekleştirilmesini, parti kapatma konusunda topun kendilerine atılmamasını rica etmişti...


27 Mayıs'ın kurduğu yargı düzeni bir "sorun" olarak Türk siyasetinin önünde durmaktadır. Türk siyaseti, iktidarıyla ve muhalefetiyle, aklını başına alıp adil, sivil ve demokrat bir yargı düzeni kurmazsa, dıştan gelecek müdahalelerden şikâyetçi olmaya hakkı yoktur.
Siyasetçiler artık şunu görmeli: Bir siyasi partiye yapılan müdahale topyekûn siyaset kurumuna yapılıyor. Birinin özgürlüğü kısıtlanınca genel olarak tüm özgürlükler kısıtlanmış oluyor...


YARGI BAĞIMSIZ OLMALIDIR


Yargı erki de artık şunu görmelidir: Yargı, bir siyaseti/bir ideolojiyi iktidara getirme ya da başka bir siyasetin iktidara gelmesini önleme imkânından yoksundur; yargının yapabileceği, bir siyaseti engelleme ve geciktirmeden ibarettir. Yürüyen ve sosyolojik bir temeli olan bir siyasetin yargı yoluyla engellenmesi mümkün değildir. Yargının yapabileceği bir süre geciktirmekten ve belki biraz da yalpalatmaktan ibarettir. Nitekim parti kapatmalar ve siyasi yasaklamalar hiçbir zaman amacına ulaşamamış, gerek Kürtçü partiler gerekse muhafazakâr partiler daha da güçlenerek yollarına devam etmişlerdir...

Yargıyı bir siyasal kaldıraç olarak kullanarak marjinal ideolojilerini iktidar yapabileceklerini zannedenler fena halde yanılmaktadırlar. Yapıp ettikleri yargı ve adalet kavramına olan güveni zedelemekten başka işe yaramamaktadır. Kendi ayaklarına kurşun sıktıklarını ne zaman fark edecekler? Millete yaslanmayan, en azından millete saygı duymayan bir yargıdan halka da bizzat yargının kendisine de bir yarar gelmez...
29.05.2009

 

                  * Doç. Dr. Cemal Fedayi; Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi

on 19 Temmuz 2012
Gösterim: 3537

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır