Yargıç ve Yansızlık

Yargıçlık, yargıladıkları kişi ya da kişilerin hak ve özgürlüklerine daha geniş anlatımla yaşamına doğrudan etkili olan bir çalışma alanıdır. Toplumsal bir görev üstlenen yargıç,yargıladığı kişinin birileriyle ya da yargıladıkları yanların birbiriyle olan ilişkişine karışarak kendine özgü duyarlı bir alan yaratan kişidir. Bireyin, kendi yargıcını seçme hakkı bulunmadığı da gözetildiğinde bu duyarlılığın boyutları sanırım daha iyi anlaşılır.

Yargıç, son derece duyarlı böyle bir alanda eylemin olumlu ve olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya ulaşırken; yargıladıkları kişi ya da kişilerle etik bir bir ilişki içinde olur. İşte bu etik ilişkide korunması gereken değerlerin en önemlilerden biri de yansızlıktır.

 

Yargıçların, etik ilişkideki yansızlık yükümlülüğü; yargıya ve yargıçlara karşı duyulması gereken saygı ve güvenin olmazsa olmaz koşuludur. Yansızlığın bırakınız somut olarak yitirilmesini, tartışılır durumda kalmasının bedeli dahi ağır olur.Yargıya duyulması gereken saygı ve güven yitirilirse ;yargıçlar memurlaşır ve adalet yolundan sapar. Adalet yolundan saparsa ,toplumsal düzen bozulur ve hukukun üstünlüğü ilkesi de zorba, açıkgöz , özensiz ve adamsendeci eylem ve davranışlara yenik düşer.Elinden değirmenini almaya kalkan krala karşı; ihtiyar değirmenciye "... Berlin 'de yargıçlar var " sözünü söyleten güç; yargıçların ve yargının yansızlığına karşı duyulan güvendir. Ülkemizde,son senelerde, yargıya karşı giderek artan ve kamuoyu araştırmalarıyla da ortaya çıkan güvensizliğin en önemli nedenlerinden biri yargıda yansızlık kavramının aşınmaya uğramasıdır.

İnsanlar,genel olarak içinde bulundukları çalışma alanın başkalarıyla olan ilişkilerinin özde var olan bilgilerine, amaçlarına ulaştıkça, aydınlandıkça; güven ve saygınlıkları artarak korunup güçlenir..Bu yargı, yargıçlar için haydi haydi geçerlidir. Bu nedenle onlar, öncelikle ,yansızlık kavramının ne olduğunu biçim ve öz ayırdedilmeksizin bilmeleri gerekir.

 

Yargıyı, eleştirisel bir gözle ve yakından izleyen bir yargıç olarak; yargıçların,büyük bir çoğunluğunun,"yansızlık kavramının ne olduğunu ve yükümlülüklerini ya tam anlamıyla bilmedikleri ya da bilseler bile yansızlık bilincini içlerine sindiremediklerini" duraksamadan söylebilirim.Yansızlık temelde bir ahlâk kavramıdır. Yansızlıktan uzaklaşma, adalet denilen üstün değere olan inançların yitirilmesi ya da adalet değerinin harcanmasına neden olur.Bu nedenle yansızlıktan uzaklaşma, bir adaletsizlik örneği olarak kabul edilir. İnsanların yansızlık karşısında duydukları karamsarlık, korku ve gösterdikleri tepkinin özünde adalet tutkusu ve inançları yatar.

Soyut bir kavram olarak yansızlığın, her konumdaki sorunlara yanıt verecek biçimde tanımının yapılması olanağı yoktur. Ancak yansızlık kavramını öznel (subjektif) ve nesnel ( objektif) açıdan ele alarak amaca ulaşmak olanaklıdır.Öznel (subjektif) yansızlık; yargıcın,öznel yansızlığı olarak anlaşılan kişisel yansızlığıdır. Daha geniş anlatımla "yargılamayı, kişinin ya da kişilerin yararına, çıkarına ya da zararına olarak önyargılı" yapmamasıdır. Öznel yansızlık tersi kanıtlayıncaya kadar varsayılır. Ancak kanıtlanmasının zorluğu ve sonuçlarının ortaya koyduğu değer yargıları nedeniyle uygulamada sık görülen bir durum değildir. Nesnel(objektif) yansızlık; yargıcın ya da yargının topluma, yargılananlara verdiği görünümle değerlendirilir. Demokratik bir toplumda yargı yerlerinin(mahkemelerin) bireye-yurttaşa vereceği güven duygusu önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, pek çok kararında " adaletin yerine getirilmesi yeterli değildir;aynı zamanda yerine getirildiğinin özellikle yargılananlarca görülmesi gerekir" yerleşmiş özdeğişene yer vererek, yansızlığın nesnel açıdan önemi ve dışlanmazlığını ortaya koymuşmuştur. Ülkemizde,nesnel yansızlığın özellikle yargı içinde tam anlamıyla, değeri, önemi, zorunluluğu anlaşılamamıştır. Türk Yargısı' nın bir güven bunalımı içinde olmasının en önemli nedenlerinden biri de nesnel(objektif) yansızlığın çoğu kez güncelleşmemesidir. Yargıçlar, yargılamanın yansızlık içinde yapıldığı ya da yapılacağı inancını; kararlarının sosyal doğruluğu konusunda beklenilen görünümü veremedikleri sürece güven bunalımı giderek artacaktır.Nesnel yansızlık üzerine güncel bir örnek: Türkiye Bankalar Birliği'nin Abant Palace Otel' de düzenlediği, özel toplantıya Yargıtay' ın ilgili başkan ve üyeleri ile üç büyük kentimizin ticaret mahkemesi yargıçların katılmalarıdır. Her türlü gideri toplantıyı düzenleyen kuruluşca karşılanan ve yalnız yargıçlar ile banka çalışanlarının katıldığı böyle bir toplantıya katılma yargıçların nesnel(objektif ) yansızlığını tartışılır duruma getirir.Açık Sayfa, sorunu bu açıdan ele alarak güncelleştirmiş; ilkeli yayıncılığın bir örneğini sergileyerek yargıda yansızlık bilincinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Nitekim Türkiye Barolar Birliği, bu yayın üzerine olayı kınayarak kuşkularını dile getirmiştir. 

 

Yargıçların, kararlarımızda etki altında kalmayız ya da vicdanen rahatız gibi duygusal iyiniyet söylemlerinin arkasına sığınıp da hoşgörü beklemeleri yargıç kimliği ile bağdaşmaz. Hakların, çıkarların çatıştığı son derece duyarlı yargılama alanında iyiniyet olsa bile böyle özensizliklerin hoşgörülecek yanı olmamalıdır. "Cehenneme giden yollar iyiniyet taşlarıyla döşenmiştir" özdeğişi kulaklara küpe olmalı.

 

Yargıda yansızlık kavramının her konumda ve koşulda gerçekleşip, güncelleşmesi kolay bir iş değildir.Böyle olduğu içindir ki, yansızlık yargılama sanatının dışlanamaz bir unsuru durumundadır.Yargıçlar da insandır; üzüntü,sevinç, istek ,korku gibi duyguların etkisinde kalmaları beklenen bir olaylardır. Bu nedenle onların yansızlıklarını koruyabilmeleri için ahlâkın övdüğü "bilgelik,yiğitlik,doğruluk ve ölçülülük" değerlerine sahip olmaları gerekir.Bu değerlerin genetik yolla, doğuştan kazanılması kural dışı, istisna bir olaydır. Yargı bağımsızlığını sağlayacak tüm güvenceler(yer ve görev güvenceleri, ekonomik olanaklar, atama ve yükselmelerde çağdaş kural ve
kurumlar), bilgi ve genel kültür olmaksızın yargıç kimliğini oluşturacak bu değerlerin kazanılması ve korunması hem zor hem de risklidir. Ülkemizde bu sorunlar çözülmeden yansızlık kavramının yarattığı olumsuzluklar ve en önemlisi yargıya duyulan güvensizlik giderek artacaktır.
Bu bağlamda, yansızlığın yitirilmesi durumunda yargıçların sorumluluğunun gündeme geti-rilmesinin yollarının da işlerlik kazanmasının gerekliliği gözardı edilmemelidir. H.U.M.K.' un 29/6. maddesindeki; umumiyetle hakimin bitaraflığından süpheyi mucip esbabı mühimme bulunması (genellikle yargıcın yansızlığı konusunda kuşku yaratan önemli nedenlerin bulunması) biçimindeki reddi hakim kuralının geniş yorumuna gidilerek nesnel( objektif) yansızlığın güvenceye alınması olumlu bir adım olacaktır.

Diğer yandan, ülkemiz açısından da bir iç hukuk kuralı durumuna gelmiş bulunan İnsan Hakları Avrupa Sözlemesi' nin 6. maddesi bireyin " yansız bir yargı önünde yargılanmasını" bir insanlık(kişilik) hakkı olarak kabul etmiştir. Bu nedenle yansızlık ilkesinin ağır ve açık bir biçimde çiğneyen yargıç hakkında manevi tazminat davası açılmasının olanaklı olduğu da (zor olsa da) unutulmamalıdır(HUMK.m573vd. Borçlar K.m49.MK.m.24).

Yargıçlar her konumda, günlük yaşantılarında bile, ahlâkın ve hukukun "yansız ol ve yansız olduğun güvenini ver" buyruğunu özenle koruyup güncelleştirmek; kendilerine verilen bağımsızlığın ve bunu sağlayacak güvencelerin (yetersiz olsa da) bedelini ödemek yükümlülüğü altında olduklarını hiç mi hiç unutmamalıdırlar. Çünkü yansızlık , yargıçların onurudur; kaldı ki, yargıç onurunun yitirilmesi yalnız yargıcın değil toplumun da sorunudur.

                          Çetin Aşçıoğlu

on 30 Ağustos 2012
Gösterim: 3538

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır