SEVGİ PINARI

Hukuk & Kültür ve Edebiyat Sitesi

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

"Gezi" Analizi

Bazı olayları, özellikle de toplumsal olayları analiz etmeden o anın verdiği duygusal ortamdan etkilenerek yapılacak açıklamalar, yapılacak tespitler, yapılacak iddialı konuşmalar alınacak kararlar ilerleyen zaman içinde kişiyi zor durumda bırakabilir.  “Gezi Protestoları” adı verilen olayları da bu kategori de değerlendirebiliriz. Gezi Parkını koruma adı altında başlayan protestolar toplumun büyük bir kesiminde sempati uyandırdı. Gezi Parkında ki ağaçlara ve yeşile sahip çıkan gençliği görünce kendi adıma bende Türk toplumu da artık demokratik tepki verme seviyesine geldi diye mutlu oldum. Çünkü şehirlerde, büyük metropollerde yaşayan insanların işin stresi yanında etrafını çeviren beton duvarlarla birlikte adeta insanı bunaltmakta ve sıkmaktadır. Parklar, yeşil alanlar şehirlerin nefes alan mekânlarıdır. Bu nedenle yeşile, parklara sahip çıkılması benim gibi emekliliğine merdiven dayamış insanları daha da mutlu etmektedir.

Gezi protestolarını gençlerimizin bir kısmı “ağacıma dokunma” , “yönetim kafana estiğini yapamazsın” gibi son derece demokratik tavır ile başlatmış bunda da  bana kalırsa başarılı oluşmuşlardır. Mahkemenin verdiği durdurma kararı arkasından başbakan ve belediye başkanının mahkeme kararının bekleneceği, mahkeme lehlerine karar verse dahi İstanbul halkının “Plebisit”  ile oyuna başvurulacağını açıklaması sonucu ağacını ve yeşilini koruma düşüncesi ile protestoya katılanları hedefine ulaştırmıştır.

Ancak mahkemenin durdurma kararı ve yapılan açıklamalar verilen sözlere rağmen bu protestoların sürdürülmesi anlaşılamamıştır. Keşke diyorum bu bir avuç iyi niyetli gençlerimizin düşündüğü gibi ülkemizde protestolar demokrasiye yakışır şekilde olabilseydi. Keşke halkın kendiliğinden hassasiyetlerini koruma adına protestolar yine demokratik bir olgunluk ile yapılabilseydi. Ancak gelinen şu noktada dahi bu olgunluğa ulaşmadığımız acı bir gerçek olarak ortada durmaktadır. “Demokratik” kavramı hırsların ,öfkelerin nefretin ve ne olursa olsun yıkalım düşüncesi ve eylemlerine kamuflaj olarak kullanıldı. Nitekim bizler aferin gençler yeşilinize sahip çıkın dediğimiz sırada  ulusal kanalların yanında özellikle belli başlı uluslar arası kanallar olan CNN ve BBC nin Türkiye de bir iç savaş varmışçasına abartarak   24 saate varan naklen yayını ne oluyor, dünyaya ne anlatılmak isteniyor sorularını sordurdu. Ancak çok geçmeden  “Gezi Parkı Platformu” adı verilen bir grup insanın hükümetin önüne koyduğu şartları  görünce  başlayan  protestonun ağaç sevgisinden kaynaklı demokratik tepki olmadığını anlamakta gecikmedik. Kanaatimce o parkta benim gibi düşünen ve iyi niyetli bulunan bir çok kişi de olayların bu boyuta taşınacağını düşünememiştir. Bu insanlar hangi düşünce ile  üçüncü köprünün yapılması, boğaza kanal açılması  ve nükleer santral kurulması ile gezi parkındaki ağaçlar arasında ilişki kurabilmektedir gerçekten çok düşündürücüdür.  

Demokratik bir ülkede elbette  protestolar olacaktır. Demokrasi 4 yılda bir sandığa giderek oy kullanmaktan ibaret değildir. Demokrasi seçim ile yöneticilerin belirlenmesinden sonra onların  iş ve eylemlerini de denetleme ve yanlış yaptıklarında ise tepki verme   hürriyetini kapsar. Demokratik bir ülkede yöneticilerin bizi seçtiniz artık 4 yıl işime hiç karışmayın deme lüksü bulunmamaktadır. Ancak yapılacak uyarılar, protestolar demokratik ve somut bir talebi içermelidir. Hedefi de bu talep ile sınırlı olmalıdır.  Milletin  oyu ile seçilmiş hükümeti yıkmak , ülkede kargaşa yaratmak , ülkeyi zor duruma düşürmek için yapılan protestoları  demokratik olarak nitelendirmek mümkün değildir. Çünkü Demokratik bir ülke de hükümetler halkın oyu ile seçilir ve halkın oyu ile görevden alınır. Bunun dışında ki iktidar değişikliği girişimlerinin tek adı vardır o da darbedir. Bunun illa ki ordudan gelmesi şart da değildir. Hele hele hiç  kimse devletin malına zarar vermeyi , polisin araçlarını yakmayı , esnafın dükkanını yağmalamayı , ortalığı ateşe vererek kimlerin emrinde olduğu belli olan uluslar arası medya ve bizdeki uzantıları ile kol kola bu ülkeye açıkça zarar verme eylemlerini demokratik bir tavır olarak nitelendiremez.

Biz maalesef geçmişi çok çabuk unutan yönlendirmelere hemen gelebilen bir milletiz. Diğer taraftan da gençlerimize geçmişte ülkemizde yaşananları ve ülkemizde hesapları olan ülke ve örgütleri anlatabilseydik sanırım gezi parkı kalkışması daha iyi analiz edilebilirdi. Maalesef gençlerin kulağına hep kendi penceremizden kendi doğrularımızı fısıldadık.  

Oysa yakın geçmişimize baktığımızda Osmanlının içine fitne sokan emperyalist güçler  Osmanlıyı yıktıktan sonra onun küllerinden yepyeni bir devlet kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün getirdiği  “Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Milletindir” ilkesini hiç hazmedemediler. Bu nedenle egemenliği millete vermek istemeyenler Atatürk’ün sağlığında bizzat ona karşı hareket başlatmışlardır. O’nun  hareket alanı daraltılmış, hatta son zamanlarda tamamen iradesi yok sayılmıştır. Onun ölümü ile getirilen dayatmalar , milleti millet yapan unsurların tahrip edilişi karşısında 1950 yılında çok partili sisteme geçiş ile birlikte halkın kendini ifade edebilme imkanı doğmuş ve o zaman ki tek partisine tepki olarak DP büyük bir destek vererek iktidara taşımıştır. Adnan Menderes’i ve hükümetini istedikleri gibi yönlendiremeyeceğini ve alternatifini de halkın oyuyla iktidara taşıyamayacaklarını görenler sudan sebepler ile yapılan protestolar büyütülmüş , genç subayların rahatsızlığı bahane edilerek 1960 darbesi yapılarak başbakan ve iki bakanı ile birlikte çok partili demokrasi ile birlikte “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir”  ilkesi de  katledilmiştir.

1960 darbesi ile demokrasiyi askerleri tahrik ederek yerle bir edenler, bunu artık alışkanlık haline getirerek ne zaman keyifleri istedi ise bir bahane bularak yada bahane üreterek defalarca seçim ile iş başına gelen hükümetler ortadan kaldırılmış onun yerine talimatlarını harfiyen yerine getirecek millete uzak insanlar yönetime getirilmiştir. Her darbe sonrası ülkenin kaynakları sömürülmüş , dış mihraklara peşkeş çekilmiştir.

1979 yılına geldiğimizde  gençlerimiz kurumlarımız hatta toplumun asayişini korumak ile görevli polisler bile  sağ ve sol olarak ayrılmış sağcı olarak bilinen gençlerimiz   memleketi  komünistlerden temizleyerek komünist devlet kurulmasını önleme düşüncesi ile, kendisini solcu olarak tanımlayanlar ise ülkesini faşistlerden kurtarmak  amacı ile mücadele ettiğini zannederken   1980 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren’in deyimi ile sadece darbeyi olgunlaştırmışlardır. Bu aşamaya gelinceye kadar ölen binlerce gencimiz yanında memleketin ne kadar düşünen , yazan insanları varsa işlemedikleri suçlardan ceza evlerinde çürütülmüş bir kısmı ise sınır dışı edilmiştir. 12 Eylül Darbesi ile birlikte kafası sürekli sınavlarla meşgul olacak , sadece kendi kişisel çıkarlarını ve menfaatini düşünen , memleket işlerine fazla kafa yormayan bir gençlik yetiştirilmeye çalışılmıştır. Aslına bakılırsa bunda da belli oranda başarılı olunmuştur.

28 Şubat süreci ise darbe kültürlerini geliştiren emperyalist güçler ve ülke içinde ki uzantıları  ülke düzeyinde önceden hazırlanan oyuncular eşliğinde koskoca bir tiyatro oynattılar. Kendi ürettikleri sorunları bahane ederek hükümeti uzaklaştırıp post modern darbe olarak literatüre giren darbe gerçekleştirildi. Ülkenin tüm kaynakları  resmen soyuldu. Merkez Bankası ve devlet bankalarının içi boşaltıldı. Bazı özel bankalar adeta soygunun bir aracı olarak kullanıldı. 2001 yılına geldiğimizde ise moratoryum ilan etmeye hazır bir ülke haline geldik. Aynı güçler hiç bıkmadan usanmadan sürekli taktik geliştirerek yönetimi elinden bırakmamak için gayret içinde oldu ve olacaktırlar. Bu gücün sağı , solu , dinlisi , dinsizi  ve hiçbir ideolojisi bulunmamaktadır. Kendi işine yaradığı ölçüde her türlü düşünce, parti, cemiyet, grup ve cemaat ile işbirliği içinde olmak isteyeceklerdir. Kendi  amaçlarının önünü tıkayanları ise kim olursa olsun , neci olursa olsun gözlerini kıpırdatmadan önce itibarsızlaştırarak halkın gözünden düşürüp sonra da ortadan kaldırmışlardır ve kaldıracaklardır.

Bu anlattıklarımızı anlamakta zorluk çekenler için şu anda Mısırda yaşananları izlediklerinde ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklardır. Mısırda Tahrir meydanını dolduran insanları bahane ederek seçilmiş cumhurbaşkanına darbe yapan kukla Sisi yi destekleyenler bizde 1960 , 1980 12 Eylül 1997 28 Şubat darbelerinin arkasında olanlardan farklı değildir. Mısırda gerçekleşen darbe ve buna verilen tepkiler yada verilemeyen tepkiler   bir çok gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını sağladı. Güya düşmanmış gibi görünen İran ve İsrail ve kendi halkını katleden Esed ile   Avrupa, ABD ve Suudi Arabistan  aynı noktada nasıl birleştiklerini gördük.

Mısır da gerçekleştirilen darbenin arkasında , yanında olanların aynı zamanda gezi parkı kalkışma projesinin de arkasında olduğunu görmekteyiz.  Anladık ki ne Türkiye de ne de müslüman ülkelerde demokrasi istenmemektedir. Halkını baskı rejimi ile sindirerek, sömüren dikta rejimleri, demokrasi ile gelişen bir Türkiye’nin , demokrasiye adım atan bir Mısır’ın kendi halkları için kötü bir örnek olduğunu düşünmektedirler . Demokrasi içinde güçlenen Türkiye ve Mısır sömürülen ve ezilen halkları uyandıracak diktatörlerin ve kralların tahtları sallanacak beklide iktidarlarını kaybedeceklerdir. İşte bu düşünce ile Suudi kralı çılgınlar gibi ölen binlerce insana ,akan Müslüman kanına rağmen Mısırda ki darbecileri desteklemektedir. İşte bu yüzdendir ki İran halkını baskıcı bir molla rejimle yönetenler kendi halkını katleden Esed ve darbeci Sisi’yi desteklemektedir. Bu yönetimler İsrail devletinin de işine gelmektedir. Bu ülkelerin başında yer alan kuklaları yönetmek daha kolayına gelmektedir. AB ülkeleri de ne Türkiye de ne de Mısırda ne de herhangi bir Müslüman ülkede bir demokrasi istememektedirler. İstedikleri ceberut yöneticilerin sömürdüğü , ezildiği kendisini ifade edemeyen , ekonomik yönden kalkınmamış , batıya muhtaç , batıdaki özgürlükleri elde edememiş ancak o özlemi ve hayranlığı duyan zavallı halkın bulunduğu ülkeler istemektedirler. Yıllardır sürdürdükleri sömürü düzenine ne yapıyorsunuz diyebilecek bir Müslüman ülke istememektedirler. Müslüman ülkeleri dinselllik ile suçlayanlar kendileri ne kadar kendi dinlerinden ülke varsa AB çatısı altına alarak olmayan ekonomilerini var edip himayelerine alan kimler? Tarihi  geçmişin tezahürü her zaman gerçekleşmektedir.  

Kendileri AB çatısı altında birleşerek dünyada büyük bir güç olma hedefine ilerlerken İslam ülkelerinde ki her farklılığı ülkesine karşı tahrik etmelerinin ve desteklemelerinin nedeni nedir hiç düşündünüz mü?  Gayet basit parçalanmış küçücük kendisini dahi idare edemeyen devletçikler haline getirerek rahatlıkla  yönlendirilebilecek ve kendilerine hiçbir zaman rakip olamayacak bir konum istenmektedir. Bu nedenle Gezi kalkışması ve benzeri hamleler her an beklenecektir. 2014 yılında mahalli idare seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğunu düşündüğümüzde içinde kimlerin olacağını tahmin edebileceğimiz bir çok figüran itibarsızlaştırma, fitne çıkarma hareketlerine devam edecektir.

İnsanlarımıza özellikle gençlerimize seslenmek istiyorum. Bizi önce sağ ve sol diye ideolojik kalıplara sokarak aramıza aşılmaz duvarlar ördürerek gençlerin birbirini öldürmelerini, birbirlerini hasım görmelerini keyif ile seyredenler, bununla da yetinmeyerek sol kesimi fraksiyonlara, sağ kesimi ise partilere, cemaatlere ayırarak biz sizden daha üstünüz gerisi işe yaramaz düşüncesini kafalarımıza yerleştirerek birlikte hareket edilerek bir güç haline gelmemizi önleyen emperyalist güçlerin olduğunu hiç unutmayalım. Kendini devrimci olarak tanımlayan ve ülkesinin gerçek anlamda bağımsız olması için mücadele ettiğini söyleyen gençlerimiz, insanlarımız gerçek anlamda bir devrim yapmak istiyor musunuz?  Diğer yandan kendine milletinin değerlerini ve geleceğini ülkü edinmiş genç kardeşim bu ülke üzerinde ülkülerini gerçekleştirmek mi istiyorsun? Bu ülke üzerinde ezanın susmaması için  geceli gündüzlü büyük bir özveri ile çalışan   gençlerimiz, işte sizler için büyük bir fırsat. Öncelikle Allah’ın size bahşettiği aklınızı kullanarak hür iradeniz ile gelişen olayları iyi değerlendirelim. Sizlerin kulaklarına fısıldanan düşüncelerin mutlak kusursuzluğunu ve doğruluğunu bir tarafa bırakarak olayları mantık süzgecinizden geçirip değerlendirerek, yapılanların ya da yapılması istenenlerin kime fayda sağladığını iyi düşünerek hareket edelim.   “Ne az düşünürsünüz” ayeti ile Allah’ın insanların tercihlerini ve düşüncelerini belirlerken aklını ve iradesini kullanılmasını istediğini unutmayarak bizim adımıza düşündüğünü ve bizim adımıza karar verdiğini söyleyerek çoğu zaman bizim irademizi yok sayan insanların aldığı kararları kendi aklımız, mantığımız ve irademiz ile   ülkemizin ve bizim faydamıza olup olmadığını mutlaka denetleyelim. Kim ne derse desin, ülkemizin ve bizim yararımızın olmadığı hiçbir düşünce, eylem  grup ve fitne hareketi içinde yer almayalım. Küçücük farklarımızı bir tarafa bırakıp bu ülkeyi büyütme, geliştirme büyük paydasında birleşelim. Bizleri köleleştirmek isteyen, vesayetin birini kaldırıldığında yeni figüranları kullanarak yeni vesayet sistemi kurarak sömürü düzenini sürdürmek isteyen güçlerin varlığını bilelim. Kendi sorunları ile boğuşan, etrafındaki yangınlara tavır koyamayan bir ülkenin hangi güçlere yaradığını iyi düşünelim. Öyle bir kenetlenelim ki bizleri kendi emellerine ulaşmak için araç gören hainleri hayal kırıklığına uğratmakla kalmayıp bunların kökleri kuruyuncaya kadar, bu ülkede oyun oynayamayacaklarını bizi kandıramayacaklarını anlayıncaya kadar mücadele edelim. İşte bunu yapabilirsek bu ülkeyi yakan, yıkan ,dış mihraklar ile işbirliği içinde fitne ile huzursuz çıkaran   ülkeye sürekli zarar veren hainlere  dur diyerek  anne ve babamızın gurur duyacağı insanlar olarak  bağımsız , kendi değerlerine sahip, kendi ayakları üzerinde güçlü bir ülke ortaya çıkarabiliriz. Ben tüm gençlerimizde bu potansiyeli, bu aşkı görüyorum. Haydi, hep birlikte tek dişi kalmış emperyalizme ve uşaklarına karşı direnelim.

Mustafa Kafalılı

 

Yorumlar  

#1 htuztas 01-09-2013 12:36
Her zamanki gibi çok yerinde tespitler... Aydınlatıcı bir yazı...

Oyunlar ülkemiz üzerinde oynanmaya devam edecek gibi. Bizim elimizi attığımız her yeri yakarak aslında bizim büyümemizi önlüyorlar..

Temennim istedikleri olmaz.. Paylaşım için teşekkürler..

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Template Settings
Select color sample for all parameters
Red Green Blue Gray
Background Color
Text Color
Google Font
Body Font-size
Body Font-family
Scroll to top