SEVGİ PINARI

Hukuk & Kültür ve Edebiyat Sitesi

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

Sonbahar gelmişti, yapraklar sıkı sıkı tutunduğu dalından solup tek tek rüzgârın o ahenkli fısıltısı ile düşüyordu. O koklayabilmek için dikenlerine katlandığımız güller de solmuştu.

Neşeli yüzlerin bile solduğu bir mevsimin ilk başlarındaydık.

Uzun zamandır tanıyordum onu ama adını bile soramamıştım. Bir gün, uzun zamandır tanıyor olmama rağmen ilk defa bu kadar uzun sohbet etmiştik onunla, aslında çok fazla durmazdı, söyleyeceklerini söyler daha fazla kalmadan gündelik işlerine devam eder ya da gireceği zorlu sınav için hazırlığına devam ederdi.

Ona karşı başka bir his vardı içimde, sanki yıllardır tanıyormuşum da yeni farkına varmışım gibi.

O gün yorgundu, bıkkındı, küskündü. Sanki yılların verdiği yorgunluk ve kırgınlık sözlerine vuruyordu, bunu hissedebiliyordum. ‘’O an, saçlarını ellerimle yana ayırarak gözlerinin altından başlayıp yüzünün her karesini okşayarak, alnına bir buse koyup yanındayım demeyi ne çok isterdim.’’ Yapamazdım.

Onunla konuşmalıydım ama bunu nasıl söyleyeceğim hakkında ne cesaretim ne de bir fikrim yoktu.

Derin bir sessizlik oluştu bir anda, o sustu, ben sustum.

Bir süre sonra tekrar başladı anlatmaya, adeta doğumundan bu anına kadar geçen yaşam öyküsünü anlatıyor ve ben hiç yayımlanmamış bir kitabı ya da bir filmi ilk okuyanın mutluluğunu yaşıyordum. Her sözü hafızamda yer ediniyordu ve onca uzun sohbetten sonra ‘’yoruldum’’ dedi. Her şeyden ve herkesten. Hafızamda büyük bir yer edindi o kelime, sanki tüm bildiklerimi silip adeta beynimdeki hafızayı komple işgal etmişti. Birisi gelip adımı sorsa cevap bile veremezdim.

Hiç yaşamadığım ve ilk defa tattığım garip bir korku içinde ara dedim, aradı ve o, en sevdiğim aşk şarkısını, bir köşede unutulmuş bir gramofondan dinler gibiydim.

Saatlerce konuştuk, bıkmadan, usanmadan. Onun her konuşmasını tüm dikkatimle dinliyor ve hafızamda hâl ve hareketlerini canlandırıyordum. Bu en sevdiğim bir filmi ya da dizinin hiçbir anını kaçırmaktan farksızdı.

O kadar hızlı gelişiyordu ki her şey, onun ağzından çıkan her söz sonbaharda solan güllere ve kapkara geceye umut olup doğuyordu.

Bir şeyin müjdeleyicisiydi gözleri, ama neyin? Bunu bilemiyordum.

Sohbetlerimiz daha koyulaşmış fakat yine de temkinli davranıyorduk, ifade edemeyeceğim bir korku ikimizde de vardı. Bu her halimizden çok belliydi.

Takvimden yapraklar sonbaharda düşen yapraklar gibi düşüyordu. Çocuk tadında ve huzur dolu sohbetimizin ardından aklım onda, fikrim onda kalarak ayrıldım.

O ben gittikten sonra babasından kalma viskiyi çıkartıp içmeye başlamış. Kendini tutmaya çalışsa da buna engel olamayıp içinde binlerce neden olan ve yine nedenlerin suskun olduğu mesajlar göndermiş.

Mesajları okumaya başladığımda, yarı uyanık yarı uyur sersem bir şekilde neler olup bittiğini anlamaya çalıştım.

Sonra sadece bir günaydın diyebildim.

Yine o an, ‘’sadece onun yanında olup teninde doğan güneşi aşkla izlemeyi ne çok isterdim.’’ Yapamazdım.

Bir süre oturup, kendi kendimle konuşmaya başladım, bu bir düş mü? Eğer düş ise uyandırmasın kimse beni.

Bir günaydın mesajı geldi, sanki gün onunla aydınlanmıştı ve bu bir düşte değildi.

Sevinsem mi? Sevinmesem mi? Bilemedim.

Uyanınca biter denilen her mutluluk gibi bitmesinden mi korkuyordum? Neyin nesiydi içimdeki bu tuhaf his?

Oysa şu anda istediğim tek şey, onunla aynı masada, aynı demlikten dökülen bir çay içme isteğiydi.

Bunu da yapamazdım.

Yine konuşmaya başladık, her gün daha rahat ve daha umutluydu sohbetlerimiz. Adını söyledi ve resmini de gördüm bu gün.

İlk defa memnun oldum derken gözlerimde bir ışıltı vardı, sanki yıllarca karanlıkta kalmış da, ilk defa ışık görmüş biri gibi gözlerim kamaşıyordu güzelliğinden.

Gözleri o kadar güzeldi ki, kocaman iri iri. Güldüğü zaman daha da irileşiyor ve daha da güzelleşiyordu.

Öyle güzel geçiyordu ki zaman onunla, zamanı durdurup hiç bitmesin istiyordum bu mutluluk.

Akşam saatleri, bir şekilde söylemeliydim içimdeki onu ona, hakkıydı bilmeliydi bunu.

Gitmesinden korka korka anlattım bendeki onu ona, hiç araya girmeden önce beni sonra bendeki onu uzun uzun dinledi.

Sonra sustuk yine...

Rüzgârın ve hafiften camlara vursan yağmurdan başka bir ses yoktu. Neyin habercisiydi bu sessizlik? Yoksa korktuğum mu oluyordu?

Sonra, ‘’Sadece sev beni’’ dedi.

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Template Settings
Select color sample for all parameters
Red Green Blue Gray
Background Color
Text Color
Google Font
Body Font-size
Body Font-family
Scroll to top